Skip to content

GDO KAVRAMI

May 8, 2012
Yazar : Dr. Aykut GULEREN / Sayı :4

İnsanoğlunun tarih boyunca yapmış olduğu geleneksel bitki ıslah çalışmalarından farklı olarak, bir organizmaya başka bir organizmadan doğal yoldan aktarılamayan bir özelliğe ait genin, gen aktarım teknikleri  (agrobacterium, partikül tabancası, elektroporasyon, mikroenjeksiyon vb.) kullanılarak aktarılmasına gen transferi, elde edilen ürüne de GDO (genetiği değiştirilmiş organizma)  denir. Suslow gibi bazı bilim adamları, kültürü yapılan bitkilerin de klasik yöntemlerle de olsa genetik yapılarının modifiye edilmiş olmaları nedeni ile GDO terimi yerine  “transgenik bitkiler” olarak tanımlanmalarının daha doğru olduğunu belirtmektedirler.

Ancak GDO terimi, transgen teknolojisi ile eşanlamlı olarak kullanılmakta olduğundan, yani GDO’lu ürünler, genomlarında kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından; transgenik ve GDO terimlerinin eş anlamlı olarak kullanımı yaygınlaşmıştır. GDO kavramı sadece bitkilerle sınırlı olmayıp, insülin, tiroid ve büyüme hormonlarının genetiği değiştirilmiş bakteriler tarafından üretilmesi bitkisel olmayan GDO’lara örnek olarak gösterilebilir. GDO lu ürünlerin pazara sunulduğu 1996 yılından 2010 yılı sonuna kadar GDO ekim alanları 87 kat artarak tarım tarihinde çok hızla yayılan bir ürün olmuştur. Tarımsal GDO üretiminin önemli bir bölümü ABD, Arjantin, Kanada, Brezilya ve Çin’de yapılmaktadır. Dünya nüfusunun yarısından fazlası GDO’lu ürün üreten 29 ülkede yaşamakta, 30 ülke ise GDO’lu ürünleri ithal etmektedir. Dünya ticaretinde soya, mısır, kanola ve pamuk başı çekmekte olup, GDO’lu tarım yapılan alanların % 53’ünde soya, % 30’unda mısır ve % 12’sinde pamuk tarımı yapılmakta, bunların yıllık ortalama pazar büyüklüğü yaklaşık ise 150 milyar dolara ulaşmaktadır.

GDO ÜRETİM GEREKÇESİ

İnsan tarımsal üretime başladığı andan itibaren melezleme gibi ıslah çalışmaları sayesinde bitkilerin genetik yapılarını iyileştirerek yüksek verimli bitki oluşturmaya çaba göstermektedir. Bu konuda elde edilen başarı ise biyoçeşitliliğin belkemiğini oluşturan köylünün elindeki yerel genotiplerin verimsizlik bahanesiyle yavaş yavaş tasfiyesine;  bu da dünyadaki ekolojik dengenin bozulmasına sebep olmuştur. Bunlara ilaveten dünyadaki ekilebilir alanların ve kullanılabilir su kaynaklarının da sınırlarına erişilmesi, birim alandan alınan ürün miktarının artırılması için biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması sonucunu doğurmuştur. Bu amaçlarla üretilen FlavrSavr domates, Bt patates, transgenik buğday gibi ürünler pazarlama sorunları nedeniyle ticari olarak başarılı olamamışlardır. Bu nedenlerle bilim adamları araştırmalarını daha az ilaçlama gerektiren, herbisitlere dayanıklı, A vitamininden zengin (Altın Pirinç), omega-3 içeriği yüksek, amino asit içeriği zenginleştirilmiş, aroma maddeleri yüksek, raf ömrü uzatılmış, düşük kalorili, hastalık ve zararlılara dayanıklı ürünlerin geliştirilmesine yoğunlaştırmışlardır. GDO ürünlere aktarılan özellikler üründen ürüne değişmekte olup bazen aynı transgenik ürüne, birden fazla özellik kazandırılması nedeniyle GDO’larda, kazandırılan özellik sayısı, genetiği değiştirilmiş tür sayısından fazladır. GDO ürünlere en çok aktarılan özellikler ise; herbisitlere, böceklere, virüslere, strese direnç ile kalitenin artırılması şeklinde sıralanabilinir.

GDO ANALİZİ

ELISA, Immunoassay, Lateral Flow Strip, Western Blot, Southern Blot gibi yöntemler GDO analizlerinde kullanılmakla beraber; en başarılı ve etkili teknik, Real time PCR kullanımıdır. Moleküler biyolojide çok yaygın olarak kullanılan PCR ‘ın prensibi; “Belirli sıcaklık ve sürelerde DNA’nın çoğaltılması” şeklinde özetlenebilir. Çift zincirli DNA 95 0C’de denatüre olur, yani zincirler ikiye ayrılır. 60-65 0C’de ise ortamdaki enzimler sayesinde her bir tek zincir kendini ikiye tamamlar. Bu işlem tekrarlandıkça, uygun reaktifler (intercalating boyalar,hibridizasyon probları) sayesinde sadece analizini yaptığımız DNA’lar logaritmik  katlar şeklinde çoğalarak, cihaz tarafından tespit edilebilecek seviyeye gelir. Bu DNA çoğalması eş zamanlı olarak bilgisayar ekranında takip edilebilir. Real time PCR ile GDO tarama analizinde 35S gen dizisi, NOS gen dizisi, BAR gen dizisi ve FMV gen dizisine bakılır. Analiz sonucunda bunlardan herhangi birisine rastladığımızda GDO pozitif (var) denilir. Hiçbirinin olmadığı durumda ise 35S/NOS/BAR/FMV negatif (yok) diyoruz. GDO negatif (yok) denilmez. Çünkü bunlar dışında, daha az kullanılıyor olsalar da GDO‘da kullanılma ihtimali olan başka gen dizileri de vardır (pTa29 polen spesifik promotor gibi)
35S, NOS, BAR ve FMV bitkiye herhangi bir özellik katan gen dizileri değildir. Bunlar bir nevi anahtar özelliği taşımaktadır. Asıl istenen özelliği katan gen dizisi daha spesifiktir. Tarama analizi pozitif sonuç verdiği durumlarda hangi çeşit GDO olduğunu belirledikten sonra, spesifik genden yola çıkılarak (+) bulunmuş bir ürünün miktar tayini yapılabilir. Kantitatif GDO tayini sonucu  % olarak verilir.

GDO MEVZUATI

Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik 26 Ekim 2009 tarihinde yayınlandı. 20 Kasım 2009 tarihinde yönetmelikte yapılan değişiklikle 26 Ekim 2009’dan önce kontrol belgesi alan ve Avrupa Birliği kriterlerine uygun olan  GDO’lu ürünlerin ithalatı 1 Mart 2010’a kadar serbest bırakıldı. Danıştayın “Yasa olmadan yönetmelikle düzenleme yapılamaz” hükmünü vererek yönetmeliğin 11. ve 20. maddeleri hakkında yürütmeyi durdurma kararına,  Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının itirazı, Danıştay tarafından 24 Aralık 2009 tarihinde kabul edildi.Biyogüvenlik Yasası 26 Mart 2010 tarihinde,  GDO ve Ürünlerine Dair yönetmelik 13 Ağustos 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı. Biyogüvenlik Yasası ve GDO Yönetmeliği Eylül 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Biyogüvenlik Kanunu beş bölümden ve 18 maddeden oluşmaktadır. Birinci Bölüm, biyogüvenlik sisteminin kurulması, bu faaliyetlerin denetlenmesi, düzenlenmesi ve izlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemektedir. İkinci bölüm ile her bir GDO ve ürününün ilk ithalatı için gen sahibi veya ithalatçı, yurt içinde geliştirilen GDO ve ürünü için ise gerçek ve tüzel kişiler tarafından Tarımve Köyişleri Bakanlığı’na yapılacak başvuru ile ilgili usul ve esasları belirlenmektedir. Üçüncü bölümde bakanlığın, biyogüvenlik kurulunun ve bilimsel komitelerin görev ve yetkileri tanımlanmıştır. Dördüncü Bölüm, hukuki sorumluluk, idari yaptırımlar ve ceza hükümlerini son bölüm ise yürürlülük tarihini içermektedir.

Yönetmelik gereği oluşturulan Bilimsel Komite ilk kararı ile bir ürünün GDO’lu sayılabilmesi için öngörülen eşik değeri binde 9 olarak belirlemiş; ayrıca genetiği değiştirilmiş 3 çeşit soyanın gıda ve yem amaçlı kullanımında risk oluşturmayacağına hükmetmiştir. Bilimsel komite diğer kararında ise T25 kodlu mısırın gıda ve yem olarak kullanımının uygun olmayacağına karar vermiştir. Bununla beraber 12 mısır çeşidinin yem ve gıda, 4’ünün ise sadece yem amaçlı kullanılmasında herhangi bir risk oluşmayacağı kanaatini paylaşmıştır.

GDO DEĞERLENDİRİLMESİ

Yaratıcının “Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak ve düzensizlik görüyor musun?” (Mülk 3) ifadesinin aksini kanıtlamak istercesine bir türde bulunmayan bir geni, başka bir türden alarak diğerine aktarmak doğru bir işlem değildir. Yaratıcı, bir türde bir genin bulunmasına ihtiyaç duymayarak o türü yaratmış ve bu ilke çerçevesinde kainatta bir düzen kurmuş ise, bir türün genetik kaynaklarını başka bir türün proteinini üretmeye zorlamak, yaratıcı bu geni buraya koymayı akıl edememiş, hadi biz koyalım da “Tanrının  “el-bari” (her şeyi kusursuz yaratan) sıfatındaki eksikliği tamamlayalım” demekten başka ne olabilir? Yaratıcının o türü o genle yaratmayışının bir hikmeti ilahisi yok mudur? Klasik ıslah yöntemleriyle insanlığın başlangıcından bu yana birçok türe istenilen özellikler katılmış iken, hakkında çok az şey bilinen bir alanda daha insandaki tüm genleri tespit etmeden, insanda kaç gen olduğu dahi bilinmiyor ve sadece tahmin ediliyorken, türler arası gen aktarma yöntemin insanda bulunan genlere olumsuz bir etkisinin olmadığı nasıl iddia ve ispat edilebilir? Bu konuda şu ana kadar olumsuz bir etkinin görülmediğinin söylenilmesi yeterli midir? İnsanın doğayla olan ilişkisinde -yapmış olduğu müdahaleler nedeniyle- sicili pek temiz değildir. Kloroflorokarbonlar ilk kez kullanılmaya başlandığında, bunların mor ötesi ışın yardımıyla atmosferdeki ozonla reaksiyona girdiklerini ve dolayısıyla ozon tabakasının incelmesine katkıda bulunduklarını bilmiyorduk. Benzin kalitesini arttırmak için kurşunlu katkı maddeleri ilk kez kullanılmaya başlandığında yanma ürünlerinin atmosferdeki diğer kirletici maddelerle reaksiyona girerek smog (duman+ sis) problemini ciddileştireceğini kim tahmin edebilirdi? 1940’larda DDT böcekleri öldürmek üzere besinlerin üzerine doğrudan sıkıldığında bu bileşiğin ve diğer halojenli hidrokarbonlann hormonlan taklit eden özellikler gösterdiğine, besin zincirini bozduğuna, insanların sağlığına ve vahşi doğadaki yaşama zararlar verdiğine, hatta bazı kuş türlerini soyunun tükenmesi tehlikesiyle yüz yüze getirdiğine dair kanıtlar yoktu.

1950’lerde piyasaya ilk kez sürüldüğünde hamile kadınlara antiemetik olarak verilen talidomid adlı ilacın cenin gelişimine zararlar verdiğini kim bilebilirdi? GDO’ların dünyada ki açlığa çözüm getirdiği iddiası da şüphelidir. Dünyadaki açlık sorunu besin yetersizliğinden ileri gelmemektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) raporlarında sorunun gerçek yüzü anlatılmaktadır. Dünyadaki toplam besin üretimi toplam ihtiyaçtan önemli ölçüde fazladır ve dünyadaki tarıma elverişli alanların yönetiminde ciddi yetersizlikler vardır ayrıca önemli miktardaki tarım alanı kullanım dışıdır. Bursa ovasındaki sanayi tesisleri buna güzel bir örnektir. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, açlık çeken ülkelerin çoğu Batı’nin eski sömürgeleridir. Bu ülkeler kendilerini beslemek için gerekli bitkileri değil daha çok batılı ülkelerin ihtiyacı olan, kahve, kakao ve kauçuk gibi bitkileri üretmektedirler.

Sonuç olarak, yukarıda belirtilen bilgiler ışığında ve GDO yanlısı lobilerin etkisinde kalmadan şu sorulara cevap aranmalıdır:  Gerçekler bize gösterildiği gibi midir? GDO zararlarını ortaya çıkaran araştırmalar  (Pustai, Ermakova, Smith, Zentek ) niye göz ardı edilmektedir? Bilimde dogma yok iken GDO konusunda bir dogma oluşturma çabaları nasıl izah edilebilinir? GDO karşıtlığı bilim karşıtlığıyla eşdeğer midir? GDO konusunda atılan taş, ürkütülen kurbağaya değmekte midir?

From → Uncategorized

Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: