Skip to content

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara Tıbbi Genetik Uzmanı Gözü İle Bakış

May 8, 2012

Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) halk içinde bu konuda çalışmayan her kime sorulursa sorulsun “zararlı” olduğu kararı çoktan verilmiş bir konudur. Bilimsel olarak bu görüş doğru olsun olmasın bu yaygın kanıya rağmen ticari ve siyasi olduğunu düşündüğüm nedenlerle “topluma rağmen” uygulamalar sürmektedir. Sadece bilimsel çalışmalar değil tarlalardaki uygulamalar sürmekte ve GDO giderek günlük hayatımızda, sohbetlerimizde ve basında daha önemli bir yer almaktadır. Hemen her konuda olduğu gibi siyasiler, uygulayıcılar ve bilim adamları arasında yeterli görüş alışverişi olmadığından bir türlü doğruya en yakın karara ise ulaşılamamaktadır.

GDO neredeyse her tür bilimsel ve sosyal çalışma alanını ilgilendiren bir konudur. Hekiminden, diyetisyenine, biyoloğundan genetikçisine kadar tüm biyolojik bilim kökenlileri ilgilendirdiği gibi; hukuk, siyasal bilgiler, insan hakları savunucuları gibi sosyal uğraşılar içindeki kimseleri de bir o kadar ilgilendirmektedir.

Ben haddimi aşmamaya çalışarak, hekim kökenli bir genetikçi ve hasta muayene eden – bilimsel araştırmalar yapan bir kimsenin gözlerinden olayın nasıl göründüğünü ifade etmeye çalışacağım.

Gen terazisi:

Genlerin sadece kendi ürettikleri proteinlerle ilgilenmedikleri, her bir genin diğer bir çok genin kontrolünde rol oynadığı bilinmektedir. Bu nedenle bir genin eklenmesi ya da çıkarılması bu ince terazi üzerinde etkili olabilir.

Genlerin sadece varlığının değil, genomun neresinde yer aldıklarınında kendi fonksiyonlarında ya da diğer genlerin fonksiyonlarında etkileri olabildiği bilinmektedir. Buna pozisyon etkisi adı verilmektedir.
Genlerin ürünleri olan RNA ve proteinlerde, hem genin kendisi üzerinde ve hem de diğer bir çok gen ve biyokimyasal mekanizma üzerinde etkilidir.

Özetle genom, yani DNA’nın tümü bir denge içindedir. Bu hassas dengenin bozuklukları ciddi hastalıklara neden olmaktadır.  Genlere her müdahele bu terazinin bozulması riskini beraberinde getirecektir.

Sentetik ve doğal farkı:

Bilindiği üzere sentetik ürünlerin doğal ürünlere göre doğada yok olma süresi çok uzundur. Bunun nedeni doğanın bu bilmediği ürüne karşı bir yanıt oluşturma süresidir.

Her ne kadar sıklıkla GDO çalışmalarında “bilinen” bir organizmadan elde edilen gen, diğer bir “bilinen” organizmaya nakledilse de, elde edilen canlı sentetik ve doğal olmayan bir kombinasyonu ifade etmektedir. Kaldı ki bu durum bazen naklettiğimiz genin yapısına yaptığımız müdaheleler ile daha karmaşık hale gelmektedir. Doğada genetik değişim her zaman olmaktadır ve farklı genetik yapılar içeren canlılar doğa için olağan bir durumdur. Ama böyle bir mutasyon “bir” bireyde meydana gelir. Bu birey eğer bir avantaj sahibi ise yaşamını sürdürür, değilse yok olur. Bu süreçte doğa kendi tedbirlerini alır. GDO uygulamasında ise yüklü bir değişim çok kısa süre içinde oldu. Biz diğer canlı türlerini ve doğanın her bir elemanını hiç karşılaşmadıkları bir sürü türle aynı anda ve birdenbire karşı karşıya bıraktık. Yeni oluşturduğumuz türlere bir çok avantajlar sağladığımız için doğa tedbirlerini alamadan bu canlılar dünya üzerine yayıldı. Polenleri dağıldı.  Bu süreçte artık doğal tarım ve doğal canlı türleri ciddi bir dezavantaj sahibi oldular. Bu “haksız rekabet “ daha çok besini daha ucuza elde etmek için yapıldı. Ama global bir bakışla ne dünyadaki yiyecek sorununu çözdü ne de maliyetleri azalttı.

Bilinenler ve bilinmeyenler:

Son 20 yıl içinde genetiğin devrimini yaşadık. Hele son 5 yılda teknolojinin olaya katılması ie birden ciddi bir bilgi birikimi elde ettik. Ama bu bilgi birikimi aslında ne kadar CAHİL olduğumuzu da bize gösterdi. Bu cahillik hissi hızla artan bilgi ile daha da arttı.

İnsanın öğrendikçe ne kadar az bildiğini görmesi bir tedbir alma hissiyatını da beraberinde getirmelidir. GDO çalışmaları ise olayın sadece az bir kısmını bilerek yaptığımız ve sonuçlarını kestiremediğimiz bir “CAHİL CESARETİ” örneğidir. Genom bilgisine hakim olan ve genomdaki en küçük değişikliklerin yol açtığı hastalıklarla mücadele eden Tıbbi Genetikçiler açısından bu durum daha kötü hisler yaratan bir yaklaşımdır. Sanırım bir çok Tıbbi Genetikçi meslektaşım bu görüşüme katılacaktır.
Basit ve günlük uygulamamızdan bir örnek sanırım açıklayıcı olacaktır. Bazen genetik hastalıkların tanısı sırasında kullandığımız yöntemlerde, hasta olduğu  bilinen kişilerin örneklerine testi kurarken ve yaparken ihtiyacımız olur. Buna ulaşamadığımız hallerde firmalar bize sentetik olarak üretilen DNA molekülleri getirirler. Bu moleküller hastanın göstermesi gereken özellikleri gösterir. DNA kimyasal yapısını iyi bildiğimiz bir moleküldür. Kolaylıkla sentetiklerini ve  “tıpkısını” yapma şansına sahip olduğumuz bir moleküldür. Ama bu sentetik örnekleri kullanmış olan her genetikçi bilir ki, bu molekül orjinali ile aynı yapıya sahip olmasına rağmen, laboratuvar çalışmalarında beklenmeyen sonuçlarla karşılaşılabilir. Bu da aslında en basit gördüğümüz şeylerin bile ne kadar karışık bir yapısı ve bilinmezleri olduğunu bize göstermektedir.

Bazı ürkütücü bilinenler:

GDO’nun diğer bir yanı üretimi sırasında mikroorganizmaların, günümüzde ise genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların kullanıldığı besinlerdir.  Yoğurt ve peynir gibi soframızın vazgeçilmesi olan bazı ürünler bunlardandır. Bu besinlerdeki sağlığımızı olumlu etkilemesi gereken bakterilerin ve mantarların doğal hallerini değiştirip kullandığımız zaman, bu mikroorganizmaların barsağımızdaki yine yararlı mikroorganizmalarımıza genlerini nakledebildiklerini biliyoruz. Basit anlamda genetiği değiştirilmiş mikroorganizmaların üretimi sırasında genetiği değişmemişlerden kolay ayrılabilmesi için, nakledilen genin yanına bazı antibiyotiklere direnç sağlayan genlerinde nakledildiği biilinmektedir. Bu genlerin barsaktaki mikroorganizmalara, oradan da tüm doğaya yayılması olasılığı hiçte teorik ile sınırlı olmayan bir gerçektir.  Bu da antibiyotiklere dirençli bir mikroorganizma kitlesi ile yakın zamanda karşılaşabileceğimiz endişesini birlikte getirmektedir.

Yine GDO’lu ürünlerin, doğal hallerinde gözlenmeyen allerjilere yol açması olayın çokta basit olmadığını göstermektedir.

İnsan hakları:

İnsanlar ne yediklerini bilme hakkına sahiptir. Bu nedenle bu ürünlerin etiketlenmesi önem taşımaktadır. Bu ürünlerin doğal ürünlerden ayırımı çokda zor olmayan testlerle mümkündür. Ülkemizde de bu testleri yapılabilen genetik ve biyokimya merkezleri vardır ve kolayca yenileri kurulabilir. Bu testleri hem devletin yapması hem de tüketicinin kuşkulu hallerde ulaşabileceği özel ve resmi laboratuvarlar olması büyük önem taşımaktadır.  Bu sadece GDO açısından gerekli değildir. Sosyal ve dini bir çok nedenle her insan yediklerini seçme hakkına sahiptir. Bir diğerine gereksiz ve yanlış gelse de insani açıdan bir Hindu’nun inek, bir müslümanın domuz, bir vejeteryanın et yememe hakkı vardır.

Genetik yöntemlerle tespit:

Günlük hayatımızda tanısal amaçlı kullandığımız genetik yöntemler, basit ve etkin tasarımlarla GDO’lu ürünleri GDO’suzlardan ayırt edebilir. Bunlar ucuz ve etkili yöntemlerdir.  Ayrıca yeni kuşak sekanslama, mikroarray gibi teknikler çok daha kompleks analizleri yapmakta ve bir besinin içerisinde hangi tür canlıların dokularının olduğunun ayırt edilmesinde kullanılabilecek yöntemlerdir. Bu teknolojiler ile ilgili bu satırları yazarken bile yeni tasarım ve teknolojilerin gelişmeye devam ettiği ve bu çalışmaların her geçen gün daha kolaylaştığı ve ucuzladığı aşikardır. Bu teknolojik gelişmelerin insan sağlığı ve mutluluğu için kullanılması gereklidir.

Son sözler:

Bir bilim adamı olarak herhangi bir alanda çalışma yapılmasını hiçte rahatsız edici bir durum olarak değerlendirmemekle beraber, çalışmaların henüz ortasında iken ve resmin bütününü henüz görmemişken bu çalışmaların uygulamaya geçirilmesi rahatsızlık vericidir. Nitekim yıllardır süren bu çalışmaların insanlığın ucuz ve sağlıklı yemeğe ulaşma ve açlık sorunlarına çare getirmemesi de aslında “ticari nedenlerle” bu teknolojilerin hızla ve kontrolsüz olarak uygulamaya girmesinin bir sonucudur.
Bir an geriye bir adım atıp, insanlık olarak bugüne kadar yaptığımız çalışma ve uygulamaların faydalı olup olmadığını incelememiz ve olumlu olumsuz sonuçlarına kuş bakışı bakmamız sanırım yanlış hareketler yapmamızı engelleyecektir. Bilim adamlarının bu konudaki çığlıklarının duyulmaması, gelen büyük felaketin davetiyesini hazırlamaktadır. Bizden önceki kuşakların binlerce yıl yaşamayı başardığı bu gezegenin ipini çekiyor olabileceğimizi, bizden sonrakilerin yaşama yada sağlıklı yaşama şanslarını çalıyor olabileceğimiz düşünmeliyiz. Bilimadamları dışındaki güçlü birilerinin “kral çıplak” demesinin ve bilim adamlarını desteklemesinin zamanı gelmiştir ve geçmek üzeredir.

Okunması önerilen kaynak:
http://www.ato.org.tr/storage/publications/books/middleCol/pdf/gdo.pdf

From → Uncategorized

Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: